loader image

Ayrılık Neden Bu Kadar Acıtır?

Ayrılık acısı çoğu zaman yalnızca bir ilişkiyi kaybetmekten ibaret değildir.
İlişki bittikten sonra yaşanan yas, içimizde kurduğumuz bağların çözülmesiyle ilgilidir.
Bu yüzden ayrılık sonrası yas bazı insanlar için kısa sürerken, bazıları için derin ve uzun yaşanır.
Ayrılık neden bu kadar acıtır sorusu, çoğu zaman giden kişiden çok içeride çöken düzenle ilgilidir.

Ayrılık Sevdaya Dâhil
 
Ayrılık sevdaya dâhil.
Ama sevdanın en çok can yakan yeridir.
 
Güzel başlayan,
sonsuza kadar süreceğine inandığımız
nice ilişki, bir gün vedaya mahkûm olur.

Öyle de olmalı.
Aynı masada otururken
artık aynı yerde olmadığımızı hissettiğimizde…
 
Bir ilişki bittiğinde iç dünyamızda her şey bir anda son bulmaz.
İç muhasebenin kapanması için
bir miktar yas gerekir.
 
Tam da burada ayrılığın şekli çıkar
Çünkü ayrılığın biçimi,
ilişkinin kendisinin bir izdüşümüdür.
Başlangıçlarımıza benzeyen bu kapanış anı,
ilişkide en çok saklanan,
en çok yaralayan yanlarımızı görünür kılar.
 
Gitme hâlinin yaşattığı kırılma,
acımızın şiddetini belirler.
 
Bazen veda basittir:
“Artık sevmiyorum.
Yolun açık olsun.
Teşekkürler.”
 
Ama çoğu zaman bu sadelik dayanılmaz gelir.
 
Çünkü duygularımızdan korkarız.
Kendimize mutsuz olduğumuzu itiraf edemeyiz.
Mutsuzlaştırdığımızla yüzleşemeyiz.
Ayrılık kararının sorumluluğunu almak ağır gelir.
 
Haklı olmak isteriz.
Cezalandırmak isteriz.
 
Ve içimizdeki karanlık maskelenmek ister.
 
“Zaten beni ihmal etti” diyerek başka kollarda teselli ararız.
“Ne yapsam mutlu edemedim”,
“Beni boğdun” diyerek yükü diğerinin sırtına bırakır kaçarız.
 
Canımız yanmadı sanmak için
hızla uzaklaşır,
yeni bir hayatın denizine atlarız.
Çoğu zaman tekrar boğulacağımızı bilmeden.
 
İşte tam bu noktada yas ağırlaşır.
Çünkü birine veda etmezsiniz yalnızca;
inandığınız pek çok değeri de yitirirsiniz.
 
Gidenin bizdeki karşılığı çöker.
Onun sesiyle konuşan,
onun bakışıyla kendini var eden
içsel düzen dağılır.
 
Bu yüzden çoğu zaman geçmeyen,
bitmenin kendisi değildir;
gitme hâlinin yarattığı bu kırılmadır.
 
“Bunu ondan beklemezdim” şaşkınlığı,
“Nasıl bu kadar yanılmışım” isyanı
ve en sonda
kendine yönelen o sessiz soru:
 
Buna nasıl katlandım?
 
Bu soru,
yasın en çıplak hâlidir.
 
Bazı ayrılıklar bu yüzden daha çok acıtır.
Çünkü yalnızca birini kaybetmeyiz;
onunla birlikte
o ilişki içinde olduğumuz hâli de geride bırakırız.
 
Ayrılık tam burada dönüştürür insanı.
Kimi daha sert olur,
kimi daha temkinli,
kimi ise uzun bir süre
kim olduğunu yeniden kurmak zorunda kalır.
 
Ve yas,
çoğu zaman burada başlar:
biten ilişkiye değil,
içeride çöken bu düzene bakabildiğimizde
 
Gülden Tezgel

Henüz yorum yok.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Son Yorumlar