Bana neler oluyor?
Bir sıkıntı var…
Ya ciddi bir şeyse?
Komşumuz Leyla Teyze’de de böyle olmamış mıydı?
Bugünkü yazımda halk arasında hastalık hastalığı diye bilinen Hastalık Kaygısı ve Sağlık Obsesif Kompulsif Bozukluğu (Sağlık OKB’si) üzerine konuşuyorum.
Bedenimize odaklandığımızda, oradan gelen en küçük sinyal bile daha anlamlı hale gelir.
Bu sinyali bir de olumsuz bir yorumla birleştirince, kaygı üretmek kaçınılmaz olur.
Bu düşünce virüsü sisteme bir kez girdiyse, internet araştırmaları, semptom semptom taramalar, doktor kapısı aşındırmalar çoktan başlamıştır.
Psikoloji bu tabloya iki ayrı başlıkla bakar: Hastalık Kaygısı ve Sağlık Obsesyonu.
Aradaki farkı, danışanın davranış ve düşünce biçimi belirler.
Mesela başı ağrıyan bir kişi üzerinden gidelim:
Hastalık Kaygısı nasıl görünür?
Bu kişide belirsizliğe tahammülsüzlük vardır.
Ağrı başlar başlamaz Google’a girer, doktoru arar, birine “Bir şeyim yok değil mi?” diye sorar.
Yani amaç nettir: Güvence aramak ve rahatlamak.
Sağlık OKB’si nasıl görünür?
Burada tema kaygının ötesindedir; sorumluluk ve suçluluk duygusu devrededir.
Kişi “Ya fark etmezsem? Ya ihmal edersem ve kötü bir şey olursa?” diye düşünür.
Bu yüzden aynı ağrıyı defalarca yoklar, aynı soruyu yüz kez sorar, içinden dua etme, sayı sayma gibi zihinsel ritüeller yapar.
Yani amaç: Felaketi önlemek.
Ama gerçek şu:
Kontrol ettikçe kaygı büyür.
Saça yapışan sakız gibidir…
Ne kadar çıkarmaya çalışırsan, o kadar yayılır.
İstenmeyen düşünceler de böyle; kontrol etmeye çalıştıkça zihne daha çok yerleşirler.
Eğer bedensel duyumlara karşı çok hassassan, küçük bir alıştırma yapabilirsin:
Beş dakika boyunca sadece ayak tabanlarına odaklan.
Öncesiyle sonrası arasındaki farkı fark edeceksin.
Duyum değişir. Çünkü dikkat nereye giderse, his orada büyür.
Hastalık kaygısının temelinde de tam olarak bu vardır:
Duyumu nasıl yorumladığın.


Henüz yorum yok.